Haberi Paylaş...

Ankara, 7-8 Temmuz tarihlerinde ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi’ne hazırlanırken, İttifak’ın geleceği ve özellikle ABD’nin olası bir çekilme senaryosu gündemdeki yerini koruyor. Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, bu konuyu derinlemesine ele aldığı köşe yazısında, ABD’nin NATO’dan çekilme ihtimalini ve bunun getireceği sonuçları analiz etti.

ABD’nin NATO’dan Çekilme İhtimali ve Hukuki Boyutu

Prof. Dr. Avşar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci kez başkanlığa seçilmesiyle birlikte NATO’nun geleceğine dair tartışmaların daha da alevlendiğini belirtti. Trump’ın, ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşta istediği desteği alamaması, bu tartışmaları daha da görünür kıldı. Avşar’a göre, ABD’nin NATO’dan çekilme ihtimali, hem kurumsal hem de hukuki parametreler çerçevesinde değerlendirilmeli.

NATO’nun kurumsal yapısının oldukça dayanıklı olduğunu vurgulayan Avşar, “Entegre komuta yapısı, müşterek harekât kabiliyeti, standartizasyon protokolleri ve kolektif savunma ilkesi, ittifakı basit bir sözleşme olmaktan çıkarıp bir kurumsal ekosistem haline getirmiştir” dedi. Bu nedenle, NATO’nun dağılmasının ancak üyelerin büyük çoğunluğunun eş zamanlı olarak çekilmesi gibi uç koşullarda mümkün olabileceğini belirtti.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Washington Antlaşması’nın 13. maddesinin üye devletlere çekilme hakkı tanıdığını hatırlatan Avşar, sürecin teknik olarak basit olduğunu söyledi: Yazılı bildirim ve bir yıllık bekleme süresi. Ancak, çekilme kararının ABD iç hukukuna tabi olduğunu ve bu noktada belirleyici olanın Amerikan anayasal düzeni olduğunu vurguladı.

Hukuki Engeller ve Siyasi Gerçekler

Avşar, ABD anayasasında uluslararası antlaşmalardan çekilme konusunda net bir hüküm bulunmadığını ve bu durumun yürütme ile yasama arasında bir gri alan oluşturduğunu ifade etti. Ancak, 2023 ve 2024 yıllarında kabul edilen düzenlemelerle, başkanın NATO’dan tek taraflı çekilmesini engelleyen bağlayıcı hükümler getirildiğini belirtti. Bu düzenlemeler uyarınca, ABD başkanının NATO’dan çekilme bildiriminde bulunabilmesi için Senato’nun üçte iki çoğunluğunun onayını alması veya Kongre’nin her iki kanadından geçecek özel bir yasaya dayanması gerekiyor.

Bu hukuki çerçeve, ABD’nin NATO’dan çekilmesini teorik olarak mümkün kılsa da pratikte son derece zorlaştırdığını söyleyen Avşar, “Senato’da üçte iki çoğunluk sağlanması, mevcut siyasal kutuplaşma ortamında oldukça düşük bir olasılıktır. Aynı şekilde Kongre’den çekilmeyi açıkça destekleyen bir yasanın geçirilmesi de ciddi siyasi maliyetler içerir” dedi. Bu nedenle durumun “hukuken mümkün ama siyaseten zor” olduğunu belirtti.

İşlevsel Aşınma Senaryosu ve Türkiye’nin Rolü

Prof. Dr. Avşar, formel bir çekilmeden ziyade, ABD’nin ittifak içindeki angajmanını azaltması ve yük paylaşımını müttefiklere devretmesi gibi “işlevsel aşınma” senaryosunun daha gerçekçi olduğunu öne sürdü. Bu durumun NATO’yu ortadan kaldırmayacağını, ancak daha gevşek, daha az merkezi ve daha az öngörülebilir bir güvenlik düzenine dönüştüreceğini söyledi.

Bu dönüşümün Türkiye açısından da çok katmanlı anlamlar taşıdığını belirten Avşar, ABD’nin rolünün azalmasının Türkiye’nin göreli önemini artırabileceğini ifade etti. Ancak bu durumun, Türkiye’yi kendi caydırıcılık kapasitesine daha fazla yatırım yapmaya ve Rusya ile ilişkilerde daha hassas bir denge politikası izlemeye zorlayacağını ekledi.

Sonuç olarak Avşar, NATO’nun yakın vadede dağılmasının beklenmemesi gerektiğini, ancak ittifakın yapısal bir dönüşümden geçmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Bu dönüşümün, Türkiye’nin de içinde yer alacağı yeni bir stratejik dengeyi beraberinde getireceğini öngördü.

Tatlı Blog
Tatlı Blog