Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, bayram vesilesiyle modern toplumların karşı karşıya olduğu toplumsal çözülme ve değer aşınması üzerine dikkat çekici bir yazı kaleme aldı. Avşar, yaklaşan bayramın iyiliklere, güzelliklere ve huzura vesile olmasını dilerken, modernleşmenin getirdiği bireyselleşme ve toplumsal bağların zayıflaması gibi konulara vurgu yaptı.
Prof. Dr. Avşar, modern toplumların en belirgin paradokslarından birinin, maddi ilerleme ile toplumsal çözülmenin aynı anda yaşanması olduğunu belirtti. Teknolojik ve ekonomik gelişmelerin çoğu zaman ilerlemenin doğal göstergeleri olarak sunulduğunu ancak bu ilerleme anlatısının arka planında toplumsal bağların zayıflaması, ortak anlam dünyalarının daralması ve ahlaki sorumluluk bilincinin aşınması gibi daha derin dönüşümlerin gerçekleştiğini ifade etti.
Geleneksel toplumsal ritüellerin icrasında bayramların önemine değinen Avşar, bayramların toplumun kendisini yeniden kurduğu, kuşakların birbirine bağlandığı ve dayanışma duygusunun tazelendiği günler olduğunu vurguladı. Ancak modern kent hayatının hızlanan ritmi içinde bayramın bu kurucu anlamının giderek zayıfladığını, birçok insan için bayramın daha çok bireysel bir tatil zamanına dönüştüğünü gözlemlediğini söyledi. Aile ziyaretlerinin seyrekleşmesi, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması ve bayramlaşma pratiklerinin sembolik düzeyde kalmasının, daha geniş bir toplumsal dönüşümün göstergeleri olduğunu belirtti.
Günümüz toplumlarının niceliksel büyümeyi ilerleme ile eşitlediğini belirten Avşar, kalabalık şehirler, yoğun tüketim ve betonlaşmanın kalkınmanın işaretleri olarak görüldüğünü ancak bu görünürdeki büyümenin arka planında toplumsal dokuyu zayıflatan, insanı köksüzleştiren ve kamusal hayatı kırılganlaştıran bir çözülme sürecinin işlediğini dile getirdi. Geleneksel dayanışma ağlarının yerini geçici ve yüzeysel ilişkilerin aldığını, komşuluk, mahalle ve aidiyet gibi değerlerin toplumsal hayatın merkezinden uzaklaştığını ifade etti. Bu durumun, insanların fiziksel olarak birbirine yakın yaşarken sosyal olarak daha uzak bir hayat sürmesine neden olduğunu söyledi.
Kent yaşamının ürettiği anonimliğin sosyal ilişkilerin biçimini ve ahlaki davranış kalıplarını dönüştürdüğünü belirten Avşar, sosyolog Erving Goffman’ın ‘sivil/uygar dikkatsizlik’ kavramına atıfta bulundu. Goffman’a göre kent yaşamında bireylerin yabancılara müdahale etmemeyi tercih ettiğini, bunun ahlaki bir duyarsızlık değil, kent hayatının sürdürülebilirliği için gerekli medeni bir davranış kodu olduğunu belirtti. Ancak günümüz şehirlerinde bu medeni mesafenin giderek ‘sivil/uygar duyarsızlığa’ dönüştüğünü, bireyin başkalarının sınırına saygı göstermek için geri dururken, karşısındaki insanın acısını, ihtiyacını ve varlığını görmemeye başladığını söyledi. Sokakta düşen yaşlıya bakıp yoluna devam etmek, ağlayan bir çocuğu başkasının sorunu olarak görmek ya da yardıma muhtaç bir insanın çağrısını duymazdan gelmek gibi durumların büyük şehirlerde sıradanlaştığını ifade etti.
Bu dönüşümün bireysel ahlakın zayıflamasıyla açıklanamayacağını belirten Avşar, kentleşme biçiminin ürettiği anonimliğin, sürekli hareket hâlinin ve mekânsal kopukluğun bireyin kendisini kalıcı bir topluluğun parçası olarak hissetmesini zorlaştırdığını vurguladı. İnsanların bir mahallenin üyesi olmaktan çok bir kentin geçici kullanıcısı hâline geldiğini, aidiyet duygusunun zayıflamasının sorumluluk bilincinin de zayıflaması anlamına geldiğini belirtti.
Bu noktada bayramların toplumsal işlevinin daha açık biçimde anlaşıldığını ifade eden Avşar, bayramların dini ritüeller olduğu gibi toplumun kolektif vicdanını yeniden hatırladığı zamanlar olduğunu söyledi. Bu günlerin kuşaklar arası bağların güçlendiği, kırgınlıkların giderildiği, yoksulların hatırlandığı ve komşuluk ilişkilerinin canlandığı toplumsal eşikler olduğunu vurguladı. Bayram ziyaretleri, paylaşım pratikleri ve karşılıklı hatır sorma geleneğinin, toplumun kendisini ahlaki olarak yeniden kurmasının yollarından biri olduğunu belirtti. Ancak insanların bayramı giderek daha çok bireysel bir tatil deneyimi olarak yaşamaya başladığını, oysa bayramın asıl anlamının insanın kendisi için değil başkaları için de yaşadığını hatırlaması olduğunu söyledi.
Sürekli hareket hâlindeki modern hayatın, bireyin kalıcı topluluk bağları kurmasını zorlaştırdığını ifade eden Avşar, ailelerin parçalanması, kuşakların farklı şehirlerde yaşaması ve komşuluk ilişkilerinin zayıflamasının, toplumun dayanışma kapasitesini azalttığını söyledi. Bu durumun modern şehirlerin mimarisinde de görünür hâle geldiğini, yüksek duvarlarla çevrili siteler, güvenlik kameraları ve kapalı yaşam alanlarının çoğu zaman güvenliğin değil, güvenin azaldığını gösterdiğini belirtti.
Toplumların gücünün merhamet, sorumluluk ve dayanışma gibi ahlaki değerleri ne ölçüde koruyabildikleriyle belirlendiğini vurgulayan Avşar, bayramların bu değerleri hatırlattığını söyledi. Bir yaşlıyı ziyaret etmek, bir yetimin başını okşamak ya da bir komşunun kapısını çalmak gibi eylemlerin bireysel bir iyilikle sınırlı olmadığını, toplumsal dokunun yeniden örülmesi anlamına geldiğini belirtti. Bayramların hepimize, modern toplumun unutmaya başladığı bir hakikati yeniden hatırlattığını, toplumun, bireylerin toplamı olduğu kadar paylaşılan sorumlulukların ve ortak değerlerin de bir bütünü olduğunu söyledi.
Son olarak, büyüyen şehirlerin insanileşmesinin önemine dikkat çeken Avşar, kentlerin barınılan mekânlar olmalarının yanı sıra anlam üretilen toplumsal çevreler olmak zorunda olduğunu belirtti. Eğer komşuluğu, dayanışmayı ve merhameti yeniden toplumsal hayatın merkezine yerleştiremezsek, büyüyen şehirlerin küçülen insanlara ev sahipliği yapmaya devam edeceğini ifade etti. Medeniyetin gerçek ölçütünün, kalabalıklar içinde yalnızlaşmamak ve birbirimizin yükünü omuzlayabilme iradesi olduğunu hatırlatarak, nice bayramlara ulaşılmasını diledi.










