Haberi Paylaş...

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), Jeofizik Mühendisleri Odası’nın Serbest Müşavirlik ve Mühendislik (SMM) Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklere ilişkin önemli bir açıklama yayımladı. Oda, jeofiziksel ölçümlerin tek başına yapı güvenliğini ve deprem performansını belirlemede yetersiz olduğunu vurgulayarak, bu konuda kamuoyunu yanıltabilecek yorumlara karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.

20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle mikrotremor yöntemiyle periyot belirleme, sismik ve sonik yöntemler, yapı radarıyla taşıyıcı sistem incelemesi ve özdirenç yöntemiyle donatı korozyon tayini gibi uygulamaların Jeofizik Mühendisleri Odası’nın çalışma alanlarına dahil edilmesi üzerine İMO bir değerlendirme yaptı. Oda, bu teknik uygulamaların kamuoyunda yanlış algılara yol açabileceği konusunda uyardı.

Jeofiziksel Yöntemler ve Yapı Güvenliği İlişkisi

İMO Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, söz konusu jeofiziksel yöntemlerle elde edilen verilerin yapı güvenliğini doğrudan belirlediği yönündeki yorumların bilimsel gerçeklerle bağdaşmadığı ifade edildi. Jeofiziksel yöntemlerin temel olarak fiziksel parametre ölçümleri sağladığı belirtilirken, saha verisi toplama sürecinin, yapısal performans ve risk analizi gibi karmaşık değerlendirme süreçlerinden farklı olduğu vurgulandı.

Bina Güvenliği İçin Kapsamlı Analiz Şart

Mevcut binaların deprem performansının belirlenmesinin yalnızca jeofiziksel ölçümlere dayandırılamayacağını belirten İMO, bu değerlendirmenin yapının geometrisi, taşıyıcı sistem özellikleri, beton dayanımı, donatı bilgileri gibi birçok faktörün yanı sıra, ilgili deprem yönetmeliklerine uygun statik ve dinamik analizlerin de dahil edilmesiyle mümkün olacağını ifade etti. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ve 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespitlerinde beton numuneleri, laboratuvar analizleri ve taşıyıcı sistem incelemelerinin esas alındığı hatırlatıldı. Dolayısıyla, sadece titreşim veya sismik ölçümlerle bir yapının güvenli veya güvensiz olduğuna karar vermek mümkün değildir.

Mikrotremor Yönteminin Rolü

Mikrotremor yönteminin zeminin dinamik özelliklerinin belirlenmesinde değerli bir araç olduğu kabul edilmekle birlikte, bu yöntemin sismik mikro-bölgeleme çalışmalarında kullanılabileceği ancak tek başına bir binanın deprem dayanımını net olarak ortaya koyamayacağı kaydedildi.

Kamuoyunu Yanıltıcı Algılara Karşı Uyarı

İMO, vatandaşların ve yerel yönetimlerin “jeofizik ölçüm yapıldı, bina güvenliği tespit edildi” gibi yanıltıcı bir algıya kapılmaması gerektiğini önemle belirtti. Yapıların deprem performansının değerlendirilmesinde yasal ve bilimsel yetkinliğin inşaat mühendisliği disiplininde bulunduğunu savunan oda, kamu can güvenliğini doğrudan ilgilendiren yapısal değerlendirme süreçlerinde bilimsel esaslardan sapılmaması ve mesleki uzmanlık alanlarının korunmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.

Tatlı Blog
Tatlı Blog