Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124

Spor yazarı Ömer Gürsoy, Türk tenisinde yaşanan tabloyu ünlü ressam Mustafa Ayaz’ın “Bana siyah boyalar getirin. Her şeyin anlamsız olduğunu göstermek için kapkara siyah boya… Ama küçücük bir kırmızı, küçük bir ışık gerek. O da yaşadıkça umudum olacak.” sözleriyle özetliyor. Bu iki zıt ifade, Türk tenisinde dışarıdan görünen geniş yapı ve kulüp ağının aksine, uluslararası arenada yaşanan zorlukları ve buna rağmen beliren umut ışıklarını anlatıyor.
Türk tenisinde son dönemde uluslararası arenada öne çıkan Zeynep Sönmez, bu karanlık tablo içerisindeki en belirgin kırmızı ışık olarak görülüyor. Sönmez, bireysel bir başarı hikayesinin ötesinde, Türk tenisinin varlığını uluslararası platformda hatırlatan önemli bir figür. Ancak Gürsoy’a göre bu başarı henüz bir tabloya dönüşmüş değil; çevresini aydınlatacak kadar çoğalamayan tekil bir ışık konumunda.
Tenisteki asıl meselenin tek bir oyuncu değil, onun arkasından gelen zincir olduğu vurgulanıyor. Bu zincirin en kritik halkası olan junior seviyesindeki temsilin giderek zayıflaması, Türk tenisi için ciddi bir endişe kaynağı. Birkaç yıl öncesine kadar Grand Slam junior turnuvalarında birden fazla Türk tenisçiyle yer alırken, bugün bu sayının tek bir temsilciye düşmesi, derin bir yapısal kırılmanın işareti olarak gösteriliyor. Junior Grand Slam’de yer almamanın, profesyonel tenis sahnesine açılan kapının dışında kalma riski taşıdığı belirtiliyor.
Elemelerden gelerek Roland Garros junior ana tablosuna yükselen Kaan Işık Koşaner’ın başarısı, bu karanlık tablo içindeki önemli bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Kaan, klasmanının üzerindeki rakiplerini yenerek ana tabloya çıkmayı başardı. Gençlik ve Spor Bakanlığı TOHM sistemi ve Adana Tenis Dağ ve Su Sporları Kulübü (ATDSK) gibi kurumların desteğiyle yetişen Kaan’ın başarısı, geleceğe dönük umut veriyor. Ancak Gürsoy, Tenis Federasyonu’nun Kaan’ın başarılarını paylaşımlarında kulüp kimliğini yeterince vurgulamamasına dikkat çekerek, kulüplerin motivasyonu ve sistemin sürdürülebilirliği açısından bu tür eksikliklerin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.
Hikâyeyi derinleştiren bir başka örnek ise João Fonseca ve Atakan Karahan arasındaki durum. 2022’de Atakan Karahan’ın Fonseca’yı mağlup etmesi, gelecekteki büyük potansiyellerin bir göstergesiydi. Ancak Fonseca kendi sisteminde ilerleyerek dünya tenis tarihine geçerken (Djokovic’i mağlup etmesi gibi), Atakan’ın profesyonel planlamasının sürdürülememesi ve sistemin dışına savrulması, Türk tenisinde yaşanan süreklilik ve sistem sorununu gözler önüne seriyor. ATP kayıtlarında son turnuvasının 2025 Ağustos ayında görünmesi ve Amerika kolej tenis sistemine yönelmesi, bu savrulmanın bir göstergesi olarak sunuluyor.
Gürsoy, Türk tenisinde başarıyı tekil anlardan değil, kesintisiz bir üretim hattından doğması gerektiğini savunuyor. Zeynep Sönmez ve Kaan Işık Koşaner gibi örnekler potansiyelin varlığını gösterse de, junior seviyedeki boşluk bu ışığın sürekliliğe dönüşmesini engelliyor. Eğer bu kırmızı noktalar çoğalmazsa, Türk tenisi bireysel başarıların ötesine geçemeyecek ve siyah zemin karşısında hikâyesi eksik kalacaktır. Sorun, tek tek oyuncular değil; oyuncuyu üreten ve dünya standartlarında sonuç veren sürekliliktir.